Uncategorized

Zeki Demirkubuz ve Sineması

1964 doğumlu yönetmenimiz Zeki Demirkubuz ilk ve orta öğretimini doğduğu şehir olan Isparta’da gerçekleştirmiştir. Bir süre sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşen Demirkubuz, lise öğrenimine İstanbul’da başlamış ancak maddi imkansızlıklardan ötürü okulu bırakıp bir fabrikada işe girmiştir. Oldukça uzun süre atölye de kalan yönetmenimiz 1980 yılında yaşanan darbe nedeniyle cezaevine girmek zorunda kalmıştır. Ceza evinde okuduğu Dostoyevski’nin kitaplarından etkilenmiş ve yazarlık yönünü keşfetmiştir. Usta yönetmen Zeki Ökten’in asistanlığını yaparak sinemaya giriş yapmıştır. Ökten’in yanında edindiği tecrübelerle Demirkubuz, ilk çektiği uzun metraj olan C Blok (1994) filmiyle sinemamıza adım atmıştır. Kemal Sunal’ın başrolde olduğu “Yoksul” filminde rol almıştır. Daha sonra kendi şirketi olan Mavi Filmcilik Limited Şirketi’ni kurmuş, ilk zamanlar bu şirketi maddi endişelerden kaçınmak adına kullansa da ilerleyen zamanlar da fikrini değiştirip üretken olmayı ön planda tutmuştur. Çektiği C Blok filminden sonra birçok film çekmiştir ve ün’ü dünyaya yayılmıştır. Bu yayılışın gerçekleştiği filmi ise ikinci filmi olan Masumiyet’tir. Üçüncü filmi olan Üçüncü Sayfa ise uluslararası izleyicilerle buluşmuş, Türkiye’de ki festivallerin yanı sıra Locan ve Rotterdam film festivalleri dahil olmak üzere Avrupa’da yapılan çok sayı da film festivallerinde gösterilmiştir. Kendine has tarzı ve senaryoları ile tüm dünya üzerinde etkisini sürdürmüştür. Türk sinemasının en iyi dram yazarı olarak bilinen Zeki Demirkubuz’un neden dram yazarı olarak bilindiğini biraz konuşalım.
Demirkubuz sineması aslında gerçekleri tüm yanlarıyla ele alan bir sinemadır. Filmlerinde kullanmış olduğu mizansen diliyle gerçekliği yalın haliyle seyirciye aktarmak istemektedir. Demirkubuz bu gerçekliği ve yalınlığı anlatırken kamera hareketlerine, kullandığı doğal seslere, kamera açılarına, diyaloglara ve durağanlıklara önem veriyor. Aslında bir nevi filmleri hayatın akışına bırakıyor ve filmlerin kendi kendine ilerlemesini sağlatıyor da diyebiliriz. Yönetmenimizin film anlayışı üzerinde “kader olgusu, kadere boyun eğme” anlamlarının çok fazla yer edinmesi de aslında ona “dram yazarı” deme hakkını bizlere tanıyor diyebiliriz. Demirkubuz filmlerinde insanların boyun eğdikleri kaderlerin asla değişmeyeceğinin üzerinde dursa da aslında değiştirilebilir ve dönüştürülebilir şeylerdir ama Demirkubuz olayları tek bir yerden ele alır ve o yerden de seyirciye aktarır. Burada da yaptığı bir bakıma psikolojik bir şiddettir aslında çünkü karakterler hep kaderlerine boyun eğen kişiler oldukları için, kendilerini değiştirmeye çalışmazlar ve olduğu gibi her şeyi kabullenirler. Bazen susarak, bazen düşünerek, bazen konuşarak kendilerini somutlaştırarak şiddete maruz kalabilirler. Demirkubuz filmlerinde çok nadiren karakterler kaderlerine boyun eğmeyip yazılan yazgının dışına çıkmışlardır ve bazı şeyleri başarmışlardır. Filmlerinde karakterler sürekli aligoritmalarla iki boyutludan üç boyutlu hale geçiyorlar. Yani hayata geçiyor. Genellikle filmlerinde her karakterin kendine ait farklı bir hikayesi var ve bu hikayeler içinde tutarlılıklar var. Demirkubuz’un filmlerinde senaryo içinde senaryolar var desek, yanlış olmaz. Dilerseniz bir filmindeki karakterleri, karakterlerin farklı hayatlarını birlikte inceleyelim.

MASUMİYET 

Masumiyet filmindeki ilk karakterimiz olan Yusuf ile incelemeye başlayalım. Yusuf, girdiği cezaevinden çıkacaktır ama gidecek yeri olmadığı için tekrar bir suç işleyip cezaevine gireceğine dair bir dilekçe vermiştir. Dilekçe hakkında konuşurlarken müdürün odasının kapısı sürekli açılıp kapanmaktadır. Yusuf’un gözü kapıya takılı kalmıştır ve anlaşılan Yusuf için artık gitme vaktinin geldiğidir. Yusuf ve Bekir’in piknik sahnesinde aslında Yusuf’un karakterinin içindeki o gerçekliği daha iyi anlıyoruz. Bekir’in Yusuf’a “Al sende bir iki atış yap” demesi ve Yusuf’un silahı alamaması bize Yusuf karakterinin bir şekilde silahtan korktuğu hissini veriyor ve ilerleyen dakikalarda anlıyoruz ki, silahı alamayan Yusuf, aslında bir katildir. Burada akıllara “bir katil nasıl silahı alamaz?” soruları gelse de, filmdeki tutarlı hikaye bizi ikna ediyor. Yusuf’un o cinayeti çevre baskısıyla işlediği bizlere verildiğinde, Yusuf’un insanscıl yanını anlıyor ve onu sevmeye başlıyoruz. Bekir karakterine geldiğimizde Bekir Uğur’la nasıl bu noktaya geldiklerini Yusuf’a yine aynı piknik sahnesinde anlatırken görüyoruz ve Bekir karakterinin içindeki o gerçekliğinde burada farkına varıyoruz. Bekir Uğur için bütün hayatının kaymasını göze almış bir karakterdir. Bir yaprağın rüzgar da savrulması gibi Uğur’un peşinde sürüklenmiştir. Malını, mülkünü, ailesini kaybetse de Uğur’dan kopamamıştır. Uğur’un onu sevmemesi, kullanması Bekir için hiç önemli değildir, yeter ki Uğur onun yanında olsun. Aslında tıpkı eline silahı alamayan Yusuf gibi Bekir’in hikayesinde de tezatlık söz konusudur. Sevdiği kadın uğruna pavyonda onun koruması gibi olmayı kabul etmiştir. Gerçekle bağdaştırıldığında seven erkeğin yapamayacağı şey yoktur diyebiliriz. Bahsettiğimiz tutarlılık burada da kendinden söz ettiriyor. Filmde ki Uğur karakterine geldiğimizde, Uğur’da aslında sevdiği adam için rüzgarda yaprak gibi savrulur durur. Uğur, Zagor lakaplı psikopat bir suçluya aşıktır. Zagor hangi şehir hapishanesine gönderilse Uğur’da onun peşinden şehir değiştirmektedir ve Bekir’de aynı gözü karalılıkla Uğur’un peşinden gitmektedir. Pavyon da çalışan Uğur, aslında bu işe kendi isteğiyle girmiştir. İşte Uğur karakterinde ki tezatlık da buradadır. Aslında şimdiye kadar duyduğumuz hiçbir hikaye de kadınlar bu işlere kendi rızalarıyla girmezler. Burada da hikaye tutarlılığı vardır. Yani genel olarak filme bakıldığında, çevre baskısıyla katil olan bir Yusuf, kendini, hayatını ve gururunu hiçe sayacak kadar çok seven bir Bekir ve aynı kararlılıkla sevdiği adam için kendi hayatından ödün veren, pavyonda çalışmaya bile razı gelen bir Uğur var. Bu üç karakterin, her birinin ayrı ayrı kendi kaderlerine razı gelip, boyun eğdiklerini de çok açık ve net bir şekilde görüyoruz. Her karakter ayrı ele alındığında farklı hikayeleri, acıları ve bilinmesi gereken şeyleri var. Biz bu üç karakteri tek bir filmde hepsi birbirine tutarlı ve kabul edilmiş kader olarak görüyoruz. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir