Uncategorized

Reha Erdem ve Sineması

1960 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Galatasaray Lisesinde tamamladıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi ve Paris VIII Üniversitesi Sinema ve Plastik Sanatlar Bölümünden aynı okulda Plastik Sanatlar alanında Yüksek Lisans eğitimi almıştır. 1989 yılında Fransız ve Türk ortak yapımı olan ilk uzun metraj filmi “A Ay”ı çekmiştir. 1999’da Kaç Para Kaç, 2004’te Korkuyorum Anne, 2006’da Beş Vakit, 2008’de Hayat Var ve 2009’da Kosmos’u çekmiştir. Film çekmediği zamanlarda ise reklam yönetmenliği yapmıştır. “Korkuyorum Anne” (ortak senaryo) hariç bütün filmlerinin senaryolarını kendisi yazmıştır. 2012 yılında bir Kürt sorunu bağlamında bir kadın gerilla hikayesiyle ilgili “Jin” adında bir film çekmiştir. Erdem, Beş Vakit ve Kosmos filmlerinin kurgusunu, Hayat filminin ise hem kurgusunu hem ses tasarımını kendisi yapmıştır. Reha Erdem kısa filmlerde çekmiştir. Jean Genet’in “Hizmetçiler” adlı oyununu sahneye koymuştur. 2016’da Koca Dünya filmiyle önce Venedik Uluslararası Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü, ardından 23. Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film ve Film Yönetmenleri Derneği En İyi Yönetmen olarak ödül almıştır. Çektiği filmlerin senaryosunu üstlenmesiyle “Auteur Yönetmen” sıfatıyla da anılmaktadır.
Reha Erdem’in kendisi ve filmleri hakkında bilgi verdikten sonra sinema diline bakalım ve bir filmini Reha Erdem’ce inceleyelim! 🙂
Reha Erdem Sinemasına Baktığımızda;
Çürümeye bırakılmış bir dünyada, akışkan bütünsellikleri arayan karakterlerin hemen hepsi aynı iç sıkıntısıyla sarılmıştır hayata. Birinin diğerinden pek bir farkı yoktur. Köksüz mekan ve zamanda geleceğin izlerini ararken; ait oldukları, doğdukları yerin, konuştukları dilin ötesine geçmeye çalışarak, içeriyle dışarının arasındaki sınırları muğlaklaştırmıştır. Sınırlar artık yoktur. İnsanın hem doğadan hem de hayvandan üstün bir varlık olduğu kabulünün çürütüldüğü noktadır bu. Tam da bu yüzden filmlerinde; insanın kendiyle, bedeniyle, ailesiyle ve doğayla alıp veremediği çatışmaları izleriz. Onun karakterleri belli bir yere ya da zamana sabitlenip dikey bir kök salma edimini ortaya koymak yerine köksaplardan oluşan yatay bir yayılımcı direniş atılımını başlatırlar. Ötekileşme ve dışlama eğilimi yerini “birlik” kavramını öne çıkaran bir arada kalmışlık fikrini yansıtmaya çalışarak yerleşik olma düşüncesine yönelirler.
Özünde montaj sineması da dediğimiz Reha Erdem sineması, öyküden çok kurguya yönelmiş bir sinemadır. Sinema da yaratılmış olanı arar ve onun için anlam yeniden üretilmişin içindedir.
Zaman unsurunu belirsiz bırakır ve seyirci filmin hangi zamanda geçtiğini bilmez. Zaman olgusu Reha filmlerinde kendini zamansızlıkla gösterir.
Bir filmde sesin önemini ve ses kurgusunun aslında mihenk taşı kadar değerli olduğunu söylediği röportajlarında dile getirir ve filmlerinde de hep gözler önüne serer.
Reha Erdem sinemasının kendine has plastik bir evreni vardır. Filmlerinde kullanmış olduğu renkler, görüntüler ve sesler bizleri büyülü gerçekçi bir atmosferin içerisine sokmayı başarır desek, haksızlık etmemiş oluruz. Filmlerinde gerçekliği kendi inşa etmiş olduğu bir dünya ile seyircilerine aktarmaya çalışır. Erdem’in filmlerinde yaratmış olduğu plastik evrenler izleyiciye sınır tanımayan bir hayal gücünün ve sınır tanımayan bir gerçekliğin kapısını aralamaktadır. Zaten sinemada tam olarak böyle bir mucize değil midir? 🙂
Reha Erdem filmlerine baktığımız da çocuk karakterlerinin ön planda olduğunu görürüz. Bu çocukların büyüme sancıları onların bakış açılarından izleyiciye sunulur haldedir. Filmlerinde büyüme sürecindeki sorunlar, ergenliğe geçişteki çocukların yaşadıkları sıkıntılar, yalnızlık, aşksızlık v.b sorunlar bir büyük olarak baba, eril ve iktidarda olana yansıtılır. Gelenekselle modernin çatışması ve bu çatışma arasında kalan bireylerin sıkıntıları ve yalnızlıkları vardır filmlerinde. Babaya, daha doğrusu eril iktidara karşı bir isyanın ve direnişin filmlerini yapmış olduğunu görür ve söyleriz.
Reha Erdem’in Filmini yukarda anlattığımız sinema dilleriyle bir inceleyelim.

KAÇ PARA KAÇ

Filmin konusuna bir bakalım. 

Bir gömlekçi dükkanı işleten, maraton bir yaşam süren Selim, karısı Ayla ve kızı ile sıradan bir hayat sürdürmektedir. Komşuları Nihal evlenmiş ve boşanmıştır. Apartmanın bodrum katında annesi ile yaşayan ve Selim’e aşık bir karakterdir. Bindiği takside bir çanta dolusu para bulan Selim, parayı sahibine yetiştirebilmek için gönülsüz bir şekilde harekete geçer. Ama başarılı olamaz. Paranın bir banka memuru tarafından çalınan bir para olduğunu öğrenir. Normal şartlarda Selim karakteri bu parayı alır bankaya gider ve teslim eder. Fakat kahramanımız pekte öyle yapmaz. Kahramanımız olayın ağırlığıyla uykusuz geceler geçirmeye başlar ve tedirgin tavırlar sergiler. Selim’in seçimi bundan sonraki bütün hayatını etkileyecektir. Para ile başlamış olduğu serüveni tüm davranışlarında değişikliğe neden olacaktır. Selim’in kararı kendisi için yaşayacağı hayatı konforlu olarak sürdürmek olsa da, bu karar aslında onu kendi hayatı içerisine hapsedecektir. 

Evet filmin konusuna kısaca baktığımızda az çok kafamızda canlanan düşüncelerimizin aynı olduğunu düşünüyorum. Şimdi sinema diliyle filmimize bir bakalım. 

Film boyunca Selim üzerinden ahlak, sadakat, dürüstlük gibi değerlerin parayla kurulan ilişkiler sonucunda nasıl da yön değiştirdiğini görürüz. Sıradan hayatların toplumsal olarak paranın oluşturduğu gizemin içinde nasıl yeniden şekillenebildiğini somut olarak bizlere anlatmıştır. Selim içinde yaşadığı gerilimleri, hesaplaşmaları, ikilemleri filmde oldukça başarılı bir şekilde yansıtılmıştır. Yönetmen bu filmiyle para ve insanın vicdanı arasında ciddi sorgulamalar yapmıştır. Eminim ki filmi izleyen herkes aynı durumda kendisi olsa ne yapacağını düşünmüştür. Filmdeki kurgular, sesler kadife gibi filme işlenmiş ve filmde verilmek istenen asıl mesajlar daha iyi aktarılmaya çalışılmıştır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir