Uncategorized

Özlem Duyulan Bir Film: Bir Zamanlar Anadolu’da

   Ne zaman bir filme özlem duydunuz ya da ne zaman bir karakteri özlediniz? Dün akşam birden ben bu filmi özlediğimi hissettim. Bir Zamanlar Anadolu’da.

   Benim için tüm hislerimi dolu dolu hissettiğim bir yapıt. Nuri Bilge Ceylan’ın ustalıkla çekimleri bunda en büyük etki elbette. Hikaye ne kadar bizden oysa. Her gün onlarca haber kanalında duyduğumuz olayı konu ediniyor. Haberlerde bu olaylardan bahsederken kimsenin neler hissettiğini göremiyoruz. Sadece 30 saniyelik bir ölüm haberi. Bu filmde ise bir cinayetten çok daha fazlası var. Belki de birden fazla cinayet var. Yaşamak sadece insanın nefes alması mıdır? Ölen sadece maktul Yaşar mıdır? Yada sadece katil zanlı Kenan mıdır? Savcı Nusret yaşıyor mudur sahiden bu hayatı ya da Doktor Cemal, Arap ali? Yoksa sadece nefes alıp veren bir bitkiden farksız değiller midir? Savcının birden aklına gelen kadın karısıdır ve intihar etmiştir. Her intihar sadece intihar mıdır? Birinin ölümüne sebep olmak cinayetse bir intihara sebep olmakta cinayettir ve Savcı Nevzat’ta esasen bir katildir. Bu düşüncesini aklından atamamıştır ki doktorla her fırsatta bunu konuşma gereği duymaktadır. Doktor Cemal ise hep düşüncelidir, güzel bir kadın görünce bile eski karısını hatırlar. Mevcut hayatın akışını hissetmeyerek geçmişe saplı kalmak yaşamak mıdır? Arap Ali’nin her fırsatta umursamaz davranışları ise özellikle filmde en dikkat çeken sahnelerdendir. Herkes ceset ararken Arap’ın elma toplaması, ya da cesedi arabaya koyduklarında Arap’ın aklına kavunların gelmesi. Üstelik bu kavunları cesedin yanına koyması da ayrı bir umursamaz tavırdır. Olaylardan ne kadar bağımsız olduğunu üstelik yaşanan olayın ne kadar ehemmiyetli olduğunun bile farkında değildir. Sadece kendini düşünmektedir ve etrafında yaşanan olaylardan kendini soyutlamıştır. Peki etrafımızda birçok olay olurken bunlara kayıtsız kalmak ve sadece kendi hayatımızı yaşamak, yaşamak mıdır? Komutanın da Arap’tan farkı yoktur neticede. Sadece teknik olaylara takılmış olan asıl meseleye değinmeyen bir tiplemedir. Onun için bir cinayet olayını çözmekten çok önemli olan bu olayın çözüldükten sonra kendi adıyla anılıp takdir görüp görmemesi meseledir. Muhtar tiplemesi ise etrafımızda mutlaka denk geldiğimiz bir karakterdir. Hayatımızda mutlaka sadece kendi çıkarları için iletişime geçen insanlarla karşılaşmışızdır. Burda da muhtar tam da  karakteri canlandırır. Evine gelen insanların ne halde olduğunu çokta umursamaz, olayın ne olduğunu bile sormaz. Sadece kendisi için ve köy için gerekli olan şikayetlerinden bahsedip durur. Kendisinden çok başkalarının yaptıkları ile de övünmeyi kendine hak görür. Her insan bu hayatta kendini kurtarırken bazıları çocuklarının ya da anne babasının başarısı üzerinden prim yapma derdindedir. Muhtar da çocuklarının mesleklerinden bahsederken, duyulmayan kısımları özellikle birkaç kez tekrar eder. Kendi başarısıymş gibi takdir görmeye çalışır. Tüm bunlardan bahsetmişken Komiser Naci’ye değinmemek olmaz. Naci kendi kişisel meselelerini unutmak için uğraş derdindedir esasen. Hasta oğlu olması ve karısının onu ne kadar sıktığını da telefon konuşmasından anlamalıyız ki işini sadece onlardan soyutlanmak için yapmaktadır. Etrafındakilerin ne düşündüğü ya da ne durumda olduğu onun için önemli değildir. Zira bir katilin yanında yoğurt tartışması yapmak ne kadar doğrudur? Sadece iş konusunda başarı sağlamak ya da öyle yapıyormuş gibi görünmeye çalışmaktadır. Sadece bir kurtuluş sadece bir oyalanma derdindedir bu hayatı.

   Bu filmi izlerken karakterlerle konuşuyormuş gibi hissediyorum. Belki de uzun zamandır evlere kapandığımız şu günlerde iletişimi minimuma indirgemişken birileriyle konuşma ihtiyacımı bu şekilde gidermişimdir ve uzun zaman oldu bir manzaraya doyasıya bakmayalı.

Ceylan’ın uzun uzun baktırdığı manzaralar ise belki bu hissimi tazelemiştir. Bazen bir nesneye ya da karaktere kameranın yaklaşmasıyla sanki o şeyin içindeymişim gibi düşünmeye ve özdeşlik kurmaya başlıyorum. Işık ve renkler ise olayların tamamen benimsenmesinde ve izlerken hikayenin içinde bir yerlerde gözcülük yapıyormuşcasına bir his uyandırıyor. Ceylan bir filmde yapılabilecek en güzel duygu aktarımını sağlamış olmalı ki Cannes Film Festivali Büyük Ödülü’nü de böylece almış. Dilerim kendisinin elinden daha nice filmler izleriz ve hayat yolculuğumuzda bize eşlik eden eserler ortaya çıkarmaya devam eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir