Uncategorized

First Man

Yıllar geçtikçe düşünce sinemasının değerini anlayan ve benimseyen birisi olarak söylemek isterim yavaş akışa sahip olan filmleri izlemek bana çok daha fazla keyif vermeye başladı. Düşünmek ve gözlemlemek için yönetmenin insanlara zaman tanıması, bir yarış arabasının içerisinde olmaktan ziyade bir yolculukta olma hissiyatı veriyor ki bu da çok daha güvenli hissettiriyor.

   Filmde Sovyet Rusya-Amerika ikilisinin uzay yarışını bir kenara koyacak olursak, First Man, Neil Armstrong’un Ay’a ilk adım atan insan olmasından ziyade ölen kızına veda edemeyişini anlatıyor. Sessiz, fazla konuşmayı tercih etmeyen, aya gitmeyi düşleyen, yaptığı testler sayesinde ne kadar cesur olduğunu kanıtlamış olan Neil Armstrong’un yaşamını, ailesine ve çevresine olan tutumunu görüyoruz. Uzaya gidiş için yapılan testler sırasında astronotlar hayatını kaybediyor, aileler dağılıyor. Ne yazık ki bu sırada Armstrong çifti de küçük kızlarını kaybediyor. Armstrong’un aya seyahat görevine önderlik etmesiyle her şey daha da karmaşık hale geliyor. Kızlarının ölümüyle kendisini soyutlayan eşinin aksine Janet Armstrong bir tarafta ailesini bir arada tutmaya çalışırken diğer yandanda dünyada bir ilk yaşanılıyor, insanlı bir araç uzaya gidiyor ve bu aracın içerisinde eşi oturuyor. Onlarca insan astronotların dünyaya geriye adım atması için çabalasa da inmeyi başarıp, başaramayacakları koca bir soru işareti. 

   Yönetmen Damien Chazelle çok sık şekilde kullandığı yakın planlar ve sarsıntılı görüntüler sayesinde klostrofobik bir ortam yaratırken aynı zamanda Neil Armstrong’un(Ryan Gosling) aslında ne kadar da kırılgan bir insan olduğunu anlamamızı sağlıyor. Neil Armstrong karakteri yaşadığı kötü tecrübeleri tutkularına dönüştürmeyi başaran bu sayede görevine odaklanan ve başarıya ulaşan bir karakter olarak resmediliyor.

      Başarıların hiçbir zaman kolay kazanılmadığı krizlerin, yoksunlukların ve hataların yaşandığı bir süreçten geçtiği gerçeği var. .Sanırım hayatımızda her ne kadar aile, özel, iş hayatlarımız da zorluklara karşı mücadele versekte günün sonunda pes etmeyip ayağa kalkmalı ve bu sorunlarla savaşmalı, onları yenmeliyiz. Çünkü hayat bizlere iyi anılar sunduğu gibi kötü anılarda sunuyor, yaşadığımız acılar, hafızalarımıza kazınan kötü anılarka hayatın ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu görüyor, korkuyoruz ve hayata daha sıkı sarılıyoruz.

   First Man filminin genelinde dramatik sahneler yer alıyor, filmin yaklaşık son yarım saatinde ise aya gidiş ve dönüş sahnelerini izliyoruz. Dramatik yapısıyla kitlelere beklediğini vermeyen ve vermeyecek olan, çekildiği yıl ve dönem itibariyle yavan bulanacilecek bir film. Öte yandan psikoloji ve felsefe seven bir kesim tarafından ise hatalarını ve eksiklerini gözardı etmeden severek izlenebilecek bir film.

   Filmden sonra, filmle ilişkili duygular ve düşünceler üzerine konuşulabileceği gibi filmden bağımsız bir takım konular, düşünceler hakkında konuşmak bir yönetmenlik başarısıdır. Filmlerin bize neler vaat ettiği ve bizim filmlerden ne beklediğimizi bilmeden bir filmin başına oturmak çok büyük hayal kırıklıklarıyla ya da büyük zevklerle sonuçlanacaktır. First Man filmi bu minvalde bakıp değerlendirmeniz gereken filmlerden.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir